Zincirde indirim market sayısı hızlı arttı, payı yüzde 79’a ulaştı

Yener KARADENİZ / İSTANBUL

Organize perakendenin en önemli halkası olan yerel zincir marketler, Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşen Yerel Zincirler Buluşuyor (YZB) 2022’de bir araya geldi. Sektörün en büyük fuarı olan ve Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) tarafından düzenlenen etkinlik bu yıl “Yeniden Yerele” temasıyla binlerce paydaşı bir araya getirdi.

Etkinliğin açılışında konuşan TPF Başkanı Ömer Düzgün, organize perakendede son yıllarda yaşanan gelişmeleri anlattı. Salgın döneminin tarihi bir süreç olduğunu ve sektörde birçok şey değiştirdiğini belirten Düzgün, yaşanan süreçte artan fiyat suçlamalarına yönelik, “Bizim fiyat artırma gibi bir lüksümüz yok, bu açık ve net. Bu ekonomik ortamda fahiş, haksız, rakiplerinden yüksek fiyatla ürün satan bir üretici veya satıcının cezasını herkesten ve her şeyden önce tüketiciler ve piyasa verir. Bu böyle bilinmeli” dedi. Enflasyon ve gıda fiyatlarının yanı sıra tarım ve hayvancılıkta da sorunlar olduğuna dikkat çeken düzgün, “Kendi kendine yeten bir ülke olmayı artık daha çok istiyoruz. Bu gelişmeler vatandaşları endişelendirdi. Güvenli ve yerli üretime her zamankinden daha fazla erişmek istiyor. Bu nedenle Yeniden Yerel’e demenin tam zamanı. Daha fazla zaman kaybetmeden geleceğimiz için bugünden adım atılmalı. Tarladan çatala tüm gıda güvenliği yeniden kurgulanmalı. Küresel ısınmadan kuraklığa kadar tüm süreçleri baştan yazmalıyız” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de mağaza enflasyonu yaşanıyor

Artık gelinen noktada bugün ülkede müthiş bir mağaza enflasyonu ile karşı karşıya geldiğini belirten TPF Başkanı Düzgün, “42 bin ulusal ve indirim marketi vatandaşlara hizmet veriyor. İndirim marketlerin sayısı son 10 yılda yüzde 395 artış gösterirken, sektörde payları yüzde 79’a kadar çıktı” diye konuştu. Düzgün, şöyle devam etti: “Önümüzdeki 5 yıl içinde 13 binin üzerinde yeni mağaza açılması bekleniyor. Bu tabloda discount marketlerin gıda perakendedeki payı yüzde 85’e ulaşması öngörülüyor. Bu tablo önümüzdeki süreçte yan yana alt alta üst üste yeni market açılışları devam edecek anlamına geliyor. Sadece gıda perakendesindeki işletmelere değil üreticiye de tüketiciye de ülkeye de zarar verecek bu durum. Perakende yasamızdaki eksik ayaklar giderilmezse yerel zincirler rekabet gücünü kaybetmeye devam edecek.”

“Rekabet girdabında kürek çekiyoruz”

TPF olarak 5 bin 500’ü aşkın mağaza ile hizmet verdiklerini söyleyen ve Türkiye’de kazandıklarını yine Türkiye’de yatırıma dönüştürdüklerini ifade eden Düzgün, “Biliyoruz ki dünyada ve ülkemizde yaşananlara gelişim noktasından bakmazsak, aldığımız mirasımızı geleceğe taşıyamayız. Rekabet gelişimi artıran bir özelliktir. İçinde bulunduğumuz rekabet ortamı bir taraftan da sektörü zor duruma sürüklüyor. Enerji, lojistik, akaryakıt, ekipman, kira ve işgücü başta olmak üzere artan maliyetler yerli işletmeleri ve üreticileri gün be gün daha fazla zorlamaya başlıyor” dedi. Öte yandan geleceğe bakışın da hızlı bir evrim geçirdiğini anlatan Ömer Düzgün, “Bu tarihi süreçte olumsuzluklar da yaşadık. Çoğu gıda maddesinin üretiminde düşüş yaşandı. Rekabetle boğuşurken bizden kaynaklı olmayan fiyat artışı nedeniyle müşterilerimiz ile karşı karşıya kaldık. Bizler zincirin son halkasıyız. Bu durum müşterimizin bize duyduğu güvene zarar veriyor. Maliyetlerin her geçen gün arttığı, karılıkları düştüğü bir rekabet girdabında kürek çekiyoruz” şeklinde konuştu.

Meyve-sebzede vadeye düzenleme sinyali

Ticaret Bakan Yardımcısı Sezai Uçarmak salgınlardan sonra tarihte hep kıtlık olduğunu hatırlattı. Bu dönem kıtlık yaşanmadığını ama fiyatların yüksek oranda arttığını belirten Uçarmak, “Marketlerin sadece fiyat artışı ile gündeme gelmesi hoş değil. Onlar sadece bir kanal. Geçmişte esnaf işletmeleri ile yerel zincirlerin birbirine girmesine tanık olmuştuk. Şimdi yerel marketler ile organize perakende arasındaki gerilime tanık oluyoruz. Belli bir alanda yoğunlaşma firmalara güç kazandırıyor. Ancak iç ticaret alanı son derece liberal bir anlayış içinde olmalı. Ancak sorun olduğunda da işletmeler devleti yanında görmek ister. Biz bakanlık olarak rekabete yönelik düzenlemeler yapıyoruz. Gündemimizde de yine bu alana yönelik yeni düzenlemeler var” dedi.

Yine son dönemde artan meyve sebze fiyatlarına yönelik de yorum yapan Uçarmak, “6 ay vadeli meyve sebze ticareti olmaz. AB özellikle pandemi nedeniyle gıdayı farklı bir yere koydu. ‘Bir aydan az süre dayanıklı olan ürünlerde ödeme süresi 1 ay, diğerlerinde 2 ay’ dedi. Bunu uygulamamız gerektiğini düşünüyoruz. Oralarda çalışmalarımız var” dedi. Öte yandan üretimden kaynaklanan problemin de yaşandığını kaydeden Uçarmak, “Bunlar ile ilgili de düzenlemeye ihtiyaç var. Bu alana yönelik günlük hayat takip edilerek uygulanabilir hükümler getirilmeli” ifadelerini kullandı.

“Gıda arzında çözüm yerelden tedarikle sağlanır”

Yerel Zincirler Buluşuyor etkinliğinde perakende sektöründe enfl asyonun tüketici üzerindeki baskısı, DÜNYA gazetesi Üst Yöneticisi Hakan Güldağ moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Gıda Enfl asyonunun Suçlusu Kim?” oturumunda masaya yatırıldı. Oturumun konuşmacıları arasında DÜNYA Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz, DÜNYA tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım, Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Sencer Solakoğlu, Onur Market Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Özen yer aldı. Panelde kurun enfl asyonda önemli bir etken olarak öne çıktığı belirtilirken, bir diğer önemli etkenin ise eksik tarım politikaları, koordinasyon eksikliği gibi konular olduğu dile getirildi. Salgın ile birlikte gıda milliyetçiliğinin başladığı ve herkesin kendine yetecek kadar üretime yöneldiği vurgulanırken, çözümün ise yakından ve yerelden tedarik ile birlikte koordinasyonun sağlanması gibi doğru tarım politikalarından geçtiğine vurgu yapıldı.

PİRİ REİS ÜNİVERSİTESİ REKTÖR YARDIMCISI PROF. DR. ERHAN ASLANOĞLU:

Gıda endeksimiz 1400’e gidiyor

Büyüme hızı düşüyor. AB büyümesi 5’lerden 2,5’e kadar geriledi geriledi. Muhtemelen daha da aşağı gidecek. AB’de gaz krizi de var şimdi. AB en büyük pazarımız. Bu durum bizi de etkileyecek. Öte yandan enfl asyon sert bir çıkış içinde. 1980’lerden bu yana düşüş eğiliminde olan enfl asyon yükselmeye başladı. Merkez bankaları sıkı adımlar atıyor. Dünya enfl asyon ile önceliği hızlandırdı. Faizler yükseliyor. FAO’nun gıda endeksi yüzde 200, bizimki 1400’e gidiyor. Yüzde bin 300 enfl asyon var gıdada. Farkın 2009’dan sonra çok arttığını ve sonrasında çok yükseldiği görüyoruz. Bizde sıçrama söz konusu. Zimbabve’nin ardından en yüksek enfl asyon Türkiye’de. Enfl asyonun nedenlerine bakıldığında en önde kur geliyor. Çözüm olarak ise çok sıkı bir para politikasına ihtiyaç var. Kapsamlı bir dezenfl asyon programına, tüm sektörler için planlamaya, ithal girdilerde sübvansiyonlara, yapısal reformlara ihtiyaç var. Kooperatifl er daha güçlü olmalı, dağıtım sisteminde rekabet artmalı, lisanslı depolama geliştirilmeli.

DÜNYA TARIM YAZARI ALİ EKBER YILDIRIM:

Yasa çıkarmakla fiyat düşmez

Gıda fiyatları ayın başında enfl asyon verileri ile gündeme geliyor. Bunun kaynağını etiketler üzerinden tartışıyoruz. Oysa işin tarla boyutu var. Bir suçlu aranıyor. AB’de en büyük kuraklık yaşanıyor, üretim azaldı ve üreticiyi nasıl destekleriz çabası var. Sorun var ama çözüm de öneriliyor. En son domates ile ilgili kriz yaşadık, AB yüksek fiyattan domates almak istedi. Biz AB’ye gitmesin diye ihracatı kayda bağladık. Bu potansiyelimizi değerlendirmek yerine günlük bakıyoruz olaya. Gıda fiyatlarının artmasında tek bir neden yok. Politikalar, plansızlık, maliyetler var. Vergi indirip ithalat yapılıyor, sonucunda da üretim yapılmaktan vazgeçiliyor. Bu da kısır bir döngüye neden olunuyor. Hal yasası değişirse fiyat düşecek dediler. Yasa çıkarmakla fiyat düşmez. Yeniden gündemde hal yasası. Gıda komitesi kuruldu. ‘Fiyatları takip ediyoruz, izliyoruz’ diyorlar. Ama sonuç değişmiyor. Tarladan sofraya kadar olan süreci iyi yönetmeliyiz. Maliyetler çok arttı. Mümkün olan yakın çevre iyi değerlendirilmeli. Bu bir model olarak görülebilir. Her açıdan yerelde üretmek yerelden ürün sağlamak önemli.

ONUR MARKET YÖNETİM KURULU BAŞKANI CEMAL ÖZEN:

Tarım, siyaset üstü ve devlet politikası olmalı

Toplum olarak suçlu aramak yerine çözüm odaklı eylemlere geçmeliyiz. Bizim bu ülkenin tarımına, gıdasına, enfl asyonuna çözüm bulmamız lazım. 2017 ile başlayan çift haneli enfl asyon dönemi var. 2018’de İran ambargosu, döviz krizi ile karşılaştık. Sonra pandemi, tedarik zincirinin bozulması ve savaşla birlikte ülkelerin ana sorunu gıda olmaya başladı. Gıda milliyetçiliği konuşuluyor. Herkes kendine yetecek gıdayı üretmeye geçiyor. Gıdanın olmadığı ortamda hiçbir ülkenin gelişme ihtimali yok. Salgın da dahil gıdada hiçbir zaman yoka düşmedik. Tarım ve gıda, savunma sanayisinden çok daha önemli gelecek için. Verimlilik ile ilgili sıkıntı, kârlılık ve kazanç sorunu var. Üretim aşamasında taban fiyat ve destekler açıklanmalı. Üreticinin, cebine girecek ya da girmeyecek parayı bilmesi gerekiyor. Çiftçi risk alamıyor, üretimden vazgeçiyor. Arz ve talep konusunda denge ve koordinasyona ihtiyaç var. Tarım siyaset üstü ve devlet politikası olmalı.

ET VE DAMIZLIK SIĞIR YETİŞTİRİCİLERİ DERNEĞİ BAŞKANI SENCER SOLAKOĞLU:

Çözüm masadaki değil, sahadaki insanla üretilir

Tarımın en büyük gideri kiradır. Ürünün maliyetinin yüzde 35’i ile 55’ine geliyor artık. Pandemide en çok emlak fiyatları arttı. Böyle olunca da kiralar da arttı. Bu tarlaya da yansıdı. Süt fiyatları artmamalı deniyor. Çünkü hammadde olduğu için diğer ürünlerin de fiyatını artıracak. Sebebi olmadığınız bir olayın çözümü olmanız beklenmemeli. Süt üretiminde düşüş eğilimi var. Kayıtlı süt 10 milyon ton, kayıtsız 23 milyon ton. Fiyatlar artıyor. Bunların her biri sonuç, sebep değil. Maliyetler artarken çiftçiye, ‘fiyatı düşür’ diyemezsin. Aynı hatalar yapılıyor. Sahadaki insanlar ile değil masadaki insanlar ile çözüm üretilmeye çalışılıyor. Ehil insanların elinde plan proje yapılmazsa, planlar bilgisi olmadan fikri olan insanlar tarafından hazırlanırsa doğru olmaz. Bu iş bilimin işi.

DÜNYA YAYIN KURULU BAŞKANI ŞEREF OĞUZ:

Elin gıdası ile karnını doyuramazsın

Sadece girdi fiyatları yeterli bir açıklama değil. Ortada bilgiden çok ilgisizlik var. Sorun var çözümü biliyorsun atılması gereken adımlar ortada ama yapmıyorsun. Çözüm noktasında “yapıyormuş gibi” yapılıyor. Elin bilgisi ile ülkeyi yönetemezsin, elin gıdası ile de karnını doyuramazsın. Yozgat’ın bir köyünde 800 civarında tarlayı alıp birleştirdiler ve 410 civarında traktör sayısı 14’e indi şimdi 25 bin kg meyve üretiyorlar ve 35-40 kişi sigortalı çalışıyor. Bunu yapabilen insanlar var. Cazibe kazandırılmalı bölgelere. Böylece gençler de bu işle uğraşabilir. Tohumun yanı sıra bilgi de ekilmeli tarlaya. Arazi bütünleştirmeden söz ediliyor. Halı saha boyutuna gelen tarlada üretim zor. Girdileri azaltmak için örgütlenme notasında adımlar atılmalı. Bize gıda lazım. Bilgi toplumunda acıkacağız ve torunlarımızın iştahı daha çok olacak. Tarımı sevdirme konusunda bir gayret olmalı. Çocuklar etlerin, market rafl arında yetiştiğini sanıyor. Devletin zincir marketleri suçlaması kolay. Savaş etiket üzerinden verilmez. Üretimi artırmak lazım.

Yorum yapın